MAKALE ve ARAŞTIRMA DETAYLARI

 
DEPREMDE ‘SIFIR’ CAN KAYBI NASIL SAĞLANIR ? 
MAKALE DETAYI

Prof. Dr. Semih S. Tezcan

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi

       Tel: 0212. 352 65 59  /  Fax: 0212. 352 65 58 / GSM: 0533. 714 20 60  <tezokan@superonline.com>

 

 

 Y. Müh. İ. Engin Bal,  Y. Müh. Zuhal Özdemir

Tezokan İnşaat Proje Müşavirlik Ltd Araştırma Mühendisi

 

ve

 

Y. Müh. Faruk Küçük

Saraybahçe Belediyesi, Kocaeli

 

 

 

1. Giriş  

 

    1.1  Kriz Yönetimi

 

Depreme hazırlıklı olmanın Devlete, Belediyelere ve  Yerel Yönetimlere yüklediği görevler başlıca iki bölümde toplanır. Birincisi, ‘‘Kriz Yönetimi’’ adı verilen ve daha çok deprem anında ve depremin hemen ardından yapılacak acil kurtarma, acil tedavi, acil barınma, acil iaşe, enkaz kaldırma, acil yerleştirme, yer hareketini kayıt şebekesi kurma ve yangın söndürme gibi çok çeşitli acil yardım ve haberleşme operasyonları için gerekli eğitim, malzeme ve teçhizat açılarından hazırlıkları içerir. ‘‘Kriz Yönetimi’’ konusunda valilikler, yerel yönetimler, kamu kuruluşları ve çeşitli sivil toplum örgütleri, özellikle 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminden sonra, çok büyük aşama içinde oldular ve hazırlıklar halen (2005) büyük çoğunluğu ile tatminkâr bir seviyeye geldi. Bunu söyleyebilir olmak çok güzel bir şey.

 

    1.2  Risk Yönetimi

 

Ancak, Devletin ve Yerel Yönetimlerin  ‘‘Risk yönetimi’’ adı verilen ve depremde can ve mal kaybını en aza indirme olarak tarif edilen ikinci bölümdeki görevleri, birinci bölümdekilerden daha önemli ve daha önceliklidir. Hatta, denilebilir ki, eğer ‘‘Risk yönetimi’’ne giren konularda tam bir başarı elde edilebilirse ve en azından can kaybı ve yaralı sayısı ‘sıfıra’ indirilebilirse, ‘‘Afet Yönetimi’’ çalışmalarının büyük bir kısmına ihtiyaç kalmaz. ‘‘Risk yönetimi’’ başlıca üç kategoride toplanabilir:

 

a)       Eğitim seferberliği,

b)       Yeni yapıların güvenli bir şekilde inşa edilmesi,

c)      Mevcut yapıların güçlendirilmesi yerine ‘sıfır’ can kaybı yönetimi.

2. Eğitim seferberliği

     

Şüphesiz, yaşamın her safhasında bireyleri ve toplumu deprem konusunda bilinçlendirmek, bu konuda her yaşta ve her kesimde yeterli bir duyarlılık kazandırmak kaçınılmazdır. Ancak, binalarımızı yapan mimarları ve inşaat mühendislerini kusursuz ve profesyonel bir eğitime tabi tutmak daha da kaçınılmaz bir zarurettir.

 

Maalesef, dört yıllık lisans eğitimi ile inşaat mühendisi ve mimar yetiştiren, 37 Üniversitemizin hiç birinde, ‘‘depreme dayanıklı bina tasarımı’’ dersi mecburi olarak okutulmamaktadır. Üç beş Üniversitemizde ise, bu konudaki dersler sadece seçmeli dir. Dolayısı ile, mimar ve mühendislerimiz ‘depreme dayanıklı bina tasarımı’ konusunda yeterli bilgi ve beceri sahibi olmadan mezun olmaktadır. Bu acı fakat gerçek sorumsuzluğun sahibi, çeşitli uyarılara kulak vermeyen ve hiçbir önlem almak gereğini duymayan  YÖK = ‘Yüksek Öğrenim Kurumu’dur (Ref 1 ve 2).

 

            İşte bu yüzden kırkbeş bini aşkın inşaat mühendisi ve bir o kadar mimarımız, uzmanlıkları tartışılmaz çok az bir kısmı hariç, depreme dayanıklı bina tasarımının ilkelerini ve ayrıntılarını , yönetmeliklerin verdiği bilgilerin ötesinde, pek bilmezler. Bu eksikliklerini, meslek içi kurslarla telafi edebilmek için yoğun çabalar sarfedilmelidir.

 

3. Yeni binaların deprem güvenliği

 

        Özel sektöre ait yeni inşa edilecek binaların depreme dayanıklı olması, 1 Ağustos 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu ile güvence altına alınmıştır. Eğrisi ile, doğrusu ile bir çok eksik ve yanlış yönüne rağmen, bu kanun ülkemizde kaçak inşaatı önlemenin, sağlıklı ve depreme dayanıklı bina üretmenin yegane teminatıdır. Yapı Denetimi Kanunu ilk fırsatta aşağıda özetlenen mahzurları giderecek şekilde revize edilmelidir:

·     Kanunun  19 pilot ildeki uygulaması tüm Türkiye sathına yayılmalıdır.

 

·    Mühendis ve mimarlara ‘‘Denetçi’’ belgeleri  bilgi,  beceri,  tecrübe ve sınav    

                                             kriterleri göz önüne alınarak Bakanlıkça değil,  ilgili Meslek Odalarınca verilmelidir.

 

·   Denetçi tabiri yerine ‘Profesyonel Mühendis’ ve ‘Profesyonel Mimar’ tabirleri

     kullanılmalıdır.

 

·    Müteahhidin şantiye şefinin, yerel yönetimlerde imar müdürlüklerinin, Meslek

     Odaları ve Bakanlığın ilgili birimlerinin, yapı denetimi üst ve alt komisyonlarının ve

     proje müelliflerinin de, ‘‘Denetçi’’ daha doğrusu ‘Profesyonel’ mühendis ve  

     mimarlar  ile donatılması zaruri olmalıdır.

 

·   Proje Denetçisi bir Elektrik veya Makina Mühendisi uygulamayı denetleyip, tutanaklara imza atabildiği halde, Proje Denetçisi bir İnşaat Mühendisi, uygulamayı denetleyemiyor, kalıp, demir ve beton dökümü tutanaklarına imza atamıyor.  Bu ters, çarpık ve akıl dışı yönetmelik maddesini ilk fırsatta düzeltmelidir.

 

·    Yapı denetimi kuruluşları asgari ücret tarifesi, kanunda yazılı sorumlulukların ve 

     ayrıntılı denetim sisteminin gerektirdiği minimum personel giderlerini karşılayacak  

     düzeye çıkarılmalıdır.

 

·   Asgari ücret tarifesi, küçük yapı maliyetlerinde yüksek oranlarda, büyük yapı        

    maliyetlerinde, nisbeten  daha düşük oranlarda ve her halde  % 3 ilâ % 8 arasında

    değişen oranlarda düzenlenmelidir.

 

·   Yapı Denetim Kuruluşlarının mesleki sorumluluk sigorta poliçelerinin primleri,

                                            denetim ücretinin dışında, Yapı Sahibi tarafından Yapı Denetim Kuruluşuna ayrıca  

                                            ödenmelidir.

 

·    Bakanlık’ta oluşturulan bir adet Yapı Denetim Komisyonu yeterli değildir. Her ilde

     ve gerektiğinde her ilçede bir Yapı Denetim Komisyonu kurulabilmelidir.

 

·   Her türlü Yapı Denetim Hizmet Sözleşmesinde ve fesih işlemlerinde ya Noter tasdiki aranmamalı veya bu sözleşmeler Noter  harçlarından muaf tutulmalıdır.

 

·    Yerel yönetimlerin yasayı anlayış farkından kaynaklanan ve yapı denetim sisteminin  

     işlerliği  ile etkinliğini azaltan geciktirici bürokratik engeller kaldırılmalıdır.

 

·    Sadece özel sektör binaları değil, tüm kamu binalarının proje ve inşaatları da 4708

     sayılı Yapı Denetim Kanunu kapsamına alınmalıdır.

 

 

4. Mevcut yapıların güçlendirilmesi yerine ‘Sıfır’ can kaybı yöntemi

 

Tüm binaların, köprü ve viyadüklerin istisnasız hepsinin güçlendirilmesine ne para yeter, ne de zaman! Böyle bir teşebbüs esasen mantık dışıdır. İleri ülkelerde uygulanan akılcı ve etkin yöntem tüm binaları ve yapıları güçlendirmekten geçmez. En akılcı yöntem, ‘‘Göçme riski taşıyan binaları bulup çıkarma’’ operasyonundan başka bir şey değildir (Ref. 3). Depremde, can kaybı ve yaralanmalar daima ya tamamen veya kısmen göçen binalarda yer aldığı için, ‘‘göçme riskli’’ binaların bulunup güçlendirilmesi ile ‘‘can kaybını sıfıra indirme’’ projesi birbiri ile eş anlamlıdır. Anayasamıza göre, can güvenliği devletin teminatı altındadır. Dolayısı ile, özel sektör binalarında da can güvenliğini tehdit eden ‘‘göçme riskli’’ binaların bulunup çıkarılması görevi de doğrudan Devlete aittir!  Aynen, farı yanmayan, freni tutmayan veya  kapısı kapanmayan arabanın trafiğe çıkmasına izin verilmeyişi gibi…

 

Bina ister kamuya, ister özel sektöre ait olsun, konu can güvenliği olduğu anda, devlet – yerel yönetimler her iki sektör için de devreye girmek zorundadır. Zorunlu deprem sigortası kanunu (KHK 587) ve DASK = Doğal Afetler Sigorta Kurumu sadece  mal hasarını güvenceye almak için çıkarılmıştır, can kaybını önlemek için değil!

 

        Bir depremden sonra artık Devlet Baba’nın, yaraları sarmak üzere, Erzincan, Dinar, Adana-Ceyhan, Kocaeli ve Bingöl depremlerinde olduğu gibi iş başında olacağını beklemek hayaldir. ‘Devlet Baba’ can kaybı için ‘‘Başınız sağ olsun!’’, yaralılar için ‘‘Acil şifalar dilerim!’’, mal kaybı için de ‘‘Ancak zorunlu sigorta yaptıranlar hasar tazminatlarını alırlar! Diğerleri beni ilgilendirmez!’’ demekten öteye parmağını oynatmayacaktır.

 

Fakat, gözden kaçırılmaması gereken bir husus var. Devlet zorunlu sigorta sisteminin getirdiği hasar teminatı şemsiyesinin altına sığınarak, Devlet Babalı’ğından ‘‘elini yıkayamaz!’’ Çünkü, işin içinde can kaybını önlemek sorumluluğu vardır da ondan! Can kaybının söz konusu olduğu bir konudan Devlet – yerel yönetimler elini eteğini çekemez! İşte, bu nedenle ister özel, ister kamu binaları olsun daha deprem olmadan mevcut bina stoku içinde ‘‘göçme riski’’ taşıyan binaları bulup çıkarma görevi, doğrudan Devletin ve dolaylı olarak Yerel Yönetimlerin görevidir! Aşağıda, bu görevin nasıl en etkin bir şekilde yerine getirilebileceğine dair ‘sıfır’ can kaybı diye tanımlanan  ayrıntılı bir proje önerisi sunulmaktadır.

 

 

 

5. Hangi binalar güçlendirilmeli ?

 

           Ülkemizde 2000 yılından evvel inşa edilmiş hangi binayı ele alırsanız alın, 1998 Türkiye Deprem Yönetmeliğine göre ‘yetersiz’ yani, depreme karşı güvensiz çıkacaktır. Bunun nedeni, daha önceki 1968 ve 1975 tarihli Yönetmeliklere nazaran, 1998 tarihli Yönetmelikte tarif edilen güvenlik kriterlerinin, daha doğrusu güvenlik çıtalarının çok büyük ölçüde yükseltilmiş olmasıdır. Mühendislerimizin ve akademisyenlerimizin  buradan çıkardığı sonuç ve teknik yargı hemen şu olmaktadır: ‘‘Bütün bu binaların seyyanen güçlendirilmesi lazım!’’  İstanbul’da mevcut 2.8 milyon hanenin (yaklaşık 1 milyon bina) güçlendirilmesi için en az 25 milyar dolara ve 25 yıllık inşaat süresine ihtiyaç vardır. Güçlendirme sırasında evlerin boşaltılma mecburiyetinden kaynaklanacak lojistik sorunlar ile, kat maliklerinin anlaşmazlığından  çıkacak hukuki sorunlar yumağı da, bu işin tahammül edilemeyen işkence boyutlarıdır. Yani, nereden bakarsanız bakın, deprem yönetmeliğine göre ‘güvensiz’ binaları güçlendirmek teşebbüsü akıl dışıdır ve çıkmaz bir sokaktır.

 

         Nitekim, toplumun yorumu ve aklı selimi bu akıl dışılığı ve çıkmaz sokağı keşfetmiş olacak ki ‘hiç kimse’ binasını güçlendirme yoluna gitmemektedir. Çünkü, biliniyor ki en şiddetli bir depremde bile binaların çoğu, ama pek çoğu, İstanbul için yaklaşık yüzde 96’sı, yıkılmadan ayakta kalacak,  bu yıkılmadan ayakta kalacak binaların içinden insanlar yürüyerek selâmete çıkacaklar, en çok sadece yüzde 4’ü yıkılacaktır! O halde, sorunun çözümü bu yüzde 4’ü bulup çıkarmakta yatıyor.

 

6. Yıkılacak - yıkılmayacak ayırımı ?

 

İşte burada bir paradoks, yani ikilem doğmaktadır. Bir taraftan teknik adamlar ve akademisyenler mevcut bina stokunun yüzde 96’sını 1998 Deprem Yönetmeliğine göre ‘güvensiz(yetersiz)’ diye damgalayıp onların güçlendirilmelerini tereddütsüz önerirken, diğer yandan istatistikler, mevcut bina stokunun sadece yüzde 4’ünün yıkılacağını, geri kalan yüzde 96’sının ‘orta’, ‘az’ ve ‘hiç’ olmak üzere, derece derece hasar görebileceğini ancak, yıkılmadan ayakta kalacağını ve depremden hemen sonra insanların bu ‘hiç’, ‘az’ ve ‘orta’ hasarlı binalardan yürüyerek dışarı çıkacaklarını söylemektedir.

 

           Nitekim, Başbakanlık istatistikleri esas alınırsa, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999  Kocaeli ve Düzce depremlerinde, konut + işyeri bazında, toplam 854 000 binanın hasar durumu şöyledir: Hiç hasarsız %61.3, az hasarlı %13.7, orta hasarlı %12.3, ağır hasarlı % 6.7 yıkık – ağır hasarlı % 6’dır (Şekil 1). Şiddetli bir İstanbul depreminde bu ağır hasarlı göçük bina oranının, en kötümser bir tahminle, yüzde 4 olacağı söylenebilir. Çünkü, İstanbul’un fay hattına uzaklığı Kocaeli’nden daha fazla ve zemini çoğu yerde Adapazarı’ndan, Kocaeli’nden, Yalova’dan ve Gölcük’ten daha sağlamdır.

 

           O halde, İstanbul’da binaların yüzde 96’sı yıkılmayacak ve insanlar en şiddetli bir depremde bile ( M = 7.5 ) binaların yüzde 96’sının içinden, yürüyerek dışarı çıkacaklar ise, bu binaların güçlendirme masrafına ve eziyetine niye katlansınlar ki? Şüphesiz, parası ve zamanı müsait olan bina sahipleri, mal kaybını azaltmak için istediği güçlendirmeyi istediği zaman yapabilir. Bunun acelesi, önceliği ve mecburiyeti yoktur. Çünkü, yıkılma veya göçme olmayacağı için can kaybı ve yaralanma da  söz konusu olmayacaktır.

 

Depremde ölümlerin tamamı göçük altında kalmaktan dolayı gerçekleşmekte, göçük altında kalanlardan ihmal edilebilecek kadar az sayıda, yaklaşık binde beş oranında insan âcil kurtarma çalışmalarıyla enkaz altından çıkarılabilmektedir. Bu nedenle, hangi binaların göçme ihtimali olduğunun tespiti tam anlamıyla yaşamsal bir önem arz etmektedir. Göçme riski bulunan binalar belirlenip, sadece bu binalar güçlendirilir, boşaltılır veya iskândan arındırılırsa, İstanbul’da beklenen  binde 4 oranlık ölü sayısı, yani 0.004 ( 12 milyon nüfus) = 48 000 ölüm önlenmiş olacak, teorik olarak kimsenin burnu bile kanamayacaktır. İşte bu nedenle, bu projeye ‘sıfır’ can kaybı projesi  denmektedir.

 

 

 

7. Göçme riskinin iki aşamalı tayini

 

Bu bağlamda, teknik kadrolara ve akademisyenlere önemli ve yepyeni  bir iş düşüyor. Bir binanın 1998 Deprem Yönetmeliğine göre güvensiz olup olmadığını değil, depremde yıkılıp yıkılmayacağını saptamaları gerekiyor. Bu saptamayı yapabilmek için, alışılagelmişten tamamen farklı ayrı bir maharet, ayrı bir bilgi ve beceri birikimi ister. Binanın rijitliğini önemli ölçüde etkileyen yığma dolgu duvarlar hesaplarda göz önüne alınmalı ve taşıyıcı sistem göçme kriterlerine ve itme yöntemine göre nonlinear olarak analiz edilmelidir. İşte, ancak o zaman bir binanın şiddetli bir depremde göçüp göçmeyeceğine bilimsel olarak karar verilebilir.

 

Yalnız, tüm bina stokunu böylesine ayrıntılı ve bilimsel bir incelemeye tabi tutmak çok zaman ve çok masraf gerektireceği için, bu işi en etkin ve en ekonomik olarak iki aşamada yapmalıdır. Birinci aşamada, sadece gözlemlere, envanter bilgilerine, taşıyıcı sistemin kolon, perde ve dolgu duvarı konum ve miktarlarına dayanılarak, göçme riski taşıması ihtimali olanlar belirlenmelidir. Mesela, bir yerleşim bölgesindeki toplam bina stokunun yaklaşık yüzde 90’ı ‘‘göçme riski taşımayan’’ ve geri kalan yüzde 10’u ise ‘‘göçme riski şüphesi  bulunan’’ olmak üzere iki gruba ayrılır.

 

 İkinci aşamada ise, sadece yüzde 10 oranında bina incelenir ve ‘‘göçme riski şüphesi bulunan’’ bu şaibeli bina grubu tam anlamı ile bilimsel bir incelemeye tabi tutularak bunların arasından r = yaklaşık yüzde 4 oranında, kesin olarak ‘‘göçme riski taşıyanlar’’ belirlenir. Yıkılacak veya ağır hasar görecek binaların ilk etapta nasıl belirleneceğine dair, geniş spektrumlu, kırkı aşkın göçme riski kriteri ve ayrıntılı bir puanlama sistemi kullanılabilir              [ Ref. 3, 4, 5, 6, 7 ].   En hızlı ve en güvenilir sonuçlar veren P25- hızlı değerlendirme yöntemi [8] bu konuda yaygın bir kabul görmektedir.

 

           Bu iki aşamalı projede görev alacak teknik elemanlar mesleklerinin çok özel bir alanında önemli kararlar verecekleri için hem bu alandaki bilgilerinin tazelenmesi, hem de projenin hayata geçirilmesinde uygulanacak yolların aydınlatılması açısından dört haftalık yoğun bir seminer eğitiminden geçirilmelidir.

 

 

8. Teknik personel ve finansman tahminleri

 

            Bina taraması için yapılacak finans tahminlerinde, hane  başına k=4.3 nüfus düştüğü, bir binadaki konut veya işyeri sayısının ortalama i =2.73 olduğu, depremde beklenen can kaybı oranının  j =0.004 ve göçme riskli bina oranının r =0.04, üç kişilik uzman bir ekibin bir günde tarayabileceği bina sayısının t= 4  ve bir ayda çalışılabilecek iş günü sayısının 20 gün olduğu varsayılmıştır.  Ayrıca, a =  bina taraması  için  gerekli  süre  ay  cinsinden, n = nüfus, d =daire sayısı, b= bina sayısı, c= beklenen can kaybı sayısı, g= göçecek bina sayısı ve          e = üç uzmanlık ekip sayısı olduğuna göre, İstanbul’a ait senaryo değerleri ve finanasman ihtiyacı Tablo 1’de ayrıntıları ile verilmiştir. Ayrıca, çeşitli Yerel Yönetimlere ait değerler topluca  Tablo 2’ de özetlenmiştir.

 

             Her ekipte iki teknisyen elemanın desteğinde, bir inşaat mühendisi, bir mimar ve bir jeoloji veya jeofizik mühendisi olmak üzere en az üç uzman bulunacağı ve bu uzmanlara ayda ortalama net 600 dolar maaş verileceği kabul edilmiştir.  Bu uzmanları çalıştıran kuruluşların personel maaşlarının en az (3) üç katı bir genel gideri olacağı, yüzde 30 kâr ve yüzde 30 yatırım finansmanı ihtiyacı olacağı, bir dairenin göçme riskini bilimsel yol ile saptama ücretinin ortalama 500 dolar, bir dairenin güçlendirilme maliyetinin ortalama 7000 dolar olacağı varsayılır ise, tüm bina stokunun gözlemleme yolu ile tarandığı birinci aşama etüdün f1= finansman ihtiyacı,

         

            f1= e (3 kişi) 600 $ (a ) 3 kat (1.60) = 8640 e a                                                           (1)

 

olarak hesaplanır.  Burada, e = ekip sayısı için  e = b / 84a, formülü geçerlidir.  Bir ayda bir ekibin 84 adet  binayı taradığı  varsayılmıştır. İkinci aşamada yüzde 10 oranında bir binanın  bilimsel incelemeye tabi tutulacağı ve daire başına bilimsel inceleme ücretinin 500 dolar olacağı kabul edilirse, f2= ikinci ve nihai bilimsel etüd aşamasının finansman ihtiyacı, malzeme ve zemin etüdleri dahil,

 

            f2= 0.10 d (500 $) = 50 d                                                                                              (2)

 

olur. Üçüncü aşama, göçme riski taşıyan binaların güçlendirilmesi bedelidir. Bu aşamanın f3 finansman ihtiyacı, daire başına 7 000 dolar hesabı ile,

 

            f3= 7000  r d                                                                                                                 (3)

 

olur.  Burada, r = göçecek bina oranı, d = daire veya işyeri sayısıdır. Ancak,  bu f3  finansman ihtiyacını yerel yönetimler değil, kat malikleri sağlamak zorundadır. Yerel Yönetimlerin finansman ihtiyacı sadece  (f1 + f2 ) ile sınırlıdır.

 

 

9.  Örnek hesaplamalar

 

Bina stoku b = 15 000 olan bir yerel yönetim için ‘sıfır’ can kaybı projesinin f1 , f2  ve f3   finansman ihtiyaçları  şöyle hesaplanır:

 

·        Ekip sayısı tayini :

 

e = 01 ekiple kaç ay sürer?          a =  b / 84 e      =  15 000 / 84 (01)         =179 ay

e = 30 ekiple kaç ay sürer?          a =  b / 84 e      =  15 000 / 84 (30)         =176 ay

 

Not: Ekip sayısını azaltıp çoğaltarak, çalışma süresi istenildiği gibi ayarlanabilir.  Finansman ihtiyacı sabittir, değişmez.

 

·        İlk aşama finansmanı tayini (yerel yönetimin sorumluluğunda)

 

f1 = 8640 e a   =  8640 (30)6 =   $ 1 555 000.- = m$ 1.5

 

·        İkinci aşama finansmanı tayini (yerel yönetimin sorumluluğunda)

 

f2 = 50 d  = 50  (2.73) b  =   $ 2 047 500.- = m$ 2.0

 

·        Üçüncü aşama finansmanı tayini (mal sahibinin sorumluluğunda)

 

f3 = 7000 r d = 7000 (0.04) 2.73 b  =   $ 11 466 000.- = m$ 11.5

 

 

 

 

10. Göçme riskli binaların durumu

 

Göçme riski taşıdığı saptanan bir bina mal sahibi tarafından üç yıl gibi belirli bir süre sonunda usulünce onaylı bir şekilde güçlendirilmemiş olursa, binanın bu süre sonunda tahliyesine ve nihayet İmar Kanununun 39’uncu Maddesine uyularak Valilikçe satışına veya yıkılmasına karar alınabilir. Bu bağlamda, aşağıdaki gibi bir  Kararname’nin de yararı olur :

“Güçlendirilmeleri veya yıkılıp yeniden yapılmaları için 3 yıl süre tanınır. Bu süre sonunda, göçme riski taşımaya devam eden binalar, iskandan arındırılır.  İskâna müsaadesi elinden alınan binalar 6 ay içinde güçlendirilmediği takdirde, Valilik makamınca  yıktırılır.”

                                                                              

 

 

 

 

 

 

 

 


11. Finansman modeli ve organizasyon

           

            Göçme riski taşıyan binaların tarama yolu ile bulunup fişlenmesi, bir can kaybını önleme projesi olduğu için Anayasaya göre, tamamen Devletin ve görev icabı Yerel Yönetimlerin sorumluluğundadır.  Dolayısı ile, tamamen Yerel Yönetimler  tarafından finanse edilmelidir. Yönetim için, yerel yönetimlerin liderliğinde, Üniversiteler ve/veya Yapı Denetim Kuruluşları, Meslek Odaları  bu işe danışmalık ve taşeronluk yapabilirler.  Bir Büyükşehir Belediyesi için önerilen organizasyon şeması Şekil 2’de verilmiştir. 

 

Finansman için,  Dünya Bankası, Avrupa  İskan  Fonu veya Avrupa Birliği deprem fonlarına proje bazında müracaat edilmelidir.  Ancak, ülke çapında böyle bir çalışmaya geçmeden önce, örnek veya pilot mahiyetinde bir ilçede bu çalışmayı denemek zamanlama, teknik ve mali hususları belirleme açısından en akılcı bir davranış olacaktır. Nitekim, İstanbul’da Zeytinburnu  İlçesi pilot bölge olarak seçilmiş olup, çalışmalar BİMTAŞ Belediye İktisadi Kuruluşu tarafından hızla yürütülmektedir. Ancak, bu ‘sıfır’ can kaybı projesi’nin tüm diğer İlçelere teşmil edilmesinde ve topyekün bir tarama seferberliği yapılmasında çok geç kalınmıştır (2005).  Projenin başlatılması için herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Fakat, envanter çalışmalarının yapılabilmesi için, aşağıda taslağı verilen  bir Kararnameye ihtiyaç vardır :

 

“Kat malikleri ve/veya bina yöneticileri her türlü bilgi ve belgeyi ibraz edecekler, projelerden birer takım verecekler ve yapılacak ölçümlere yardımcı olacaklardır. Ölçümleri ve incelemeleri kendileri yapmak isteyenler, tebligatın yapılmasından itibaren üç ay içerisinde binalarının göçme riski taşıyıp taşımadığına dair Üniversitelerden alınmış bir raporu ibraz edeceklerdir.

 

Özel haller :

a) 1998 Türkiye Deprem Yönetmeliğine göre projelendirilmiş ve inşa edilmiş binalar, b) 4708 Sayılı Yasaya göre Yapı Denetim Kuruluşlarınca denetlenmiş binalar, c) Yurt içi veya yurt dışında ihtisası kanıtlanmış muteber bir müşavirlik bürosunun yönetim ve/veya denetiminde gerçekleştirilmiş meskenler ve ticari binalar,  d) 17 Ağustos 1999 depreminden sonra usulüne göre güçlendirilmiş binalar, bu hususları tevsik etmeleri şartı ile, bu inceleme kapsamı dışında tutulur.

                                                                   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Ayrıca, ruhsatsız ve kaçak olarak inşa edilmiş binaların dahi usulüne uygun incelenmeleri ve  güçlendirilmeleri için büyük onarım ruhsatı verilmesi amacı ile, İmar yasası ve ilgili yönetmeliklerde düzenlemeler yapılmalıdır.   

 

 

12. ‘Sıfır’ can kaybı projesinin sağlayacağı yararlar

 

a) 1992 Erzincan, 1995 Kobe,  1999 Kocaeli ve 2002 Dinar depremlerinde can kaybının nüfusa oranı sırası ile 0.004, 0.0027, 0.0062 ve 0.002 olmuştur. İstanbul için bu oranı en şiddetli bir deprem için ve en kötümser bir tahminle binde 4 olarak verebiliriz. Bu durumda, İstanbul’da beklenen can kaybı 48 000 olacaktır. ‘Sıfır’ can kaybı projesinin hayatiyete geçirilmesi ile İstanbul’da teorik olarak can kaybı sıfır olacak ve böylece, tüm dünya kamu oyu önünde evrensel bir başarı elde edilecektir.

 

b) Göçme riski bulunan binaların saptanması ile, kesinlikle güçlendirilmesi gereken bina sayısı, sadece r = yüzde 4’e inmekte ve binaların geri kalan yüzde 96’sı için güçlendirme gereği ve mecburiyeti ortadan kalkmaktadır. Böylece, toplumun yüzde 96’sı büyük bir psikolojik rahatlığa ve özellikle can güvenliğinin tehlikede olmadığının bilinç ve huzuruna kavuşmaktadır.

 

c) İki aşamalı çalışmanın ana hedefi şiddetli bir depremde göçme riski taşıyan binaların tespiti ve ‘sıfır’ can kaybıdır. Bu ana hedefe ulaşmak için yapılan çalışmaların elbette katmerli bir şekilde yan ürünleri de olacaktır. Örneğin, göçme riski taşımayan ancak, depremde az , orta veya ağır hasar alması mümkün olan binalar da bu çalışmada ortaya çıkartılacak, bunların da güçlendirilerek böyle bir felaketi hasarsız atlatması sağlanacaktır. Diğer yandan, tüm bina stokunun yüzde 96’sı gibi çok büyük bir orandaki bölümünün “göçme riski” taşımadığının ortaya çıkarılması, en önemli bir yan ürün olarak kendini gösterecek, yurttaşlarımız göçme riski taşımayan bir binada yaşıyor olduğunu öğrenmek suretiyle olası bir depremin tedirginliğini üzerinden atmış olacaktır.

 

d)  ‘Sıfır’ can kaybı projesi, acil arama kurtarma,  ceset torbası, defin işlemleri, âcil barınma, âcil beslenme gibi âfet yönetimi ve kriz faaliyetlerini âdeta sıfıra indirecektir.

 

e)  DASK ve benzeri deprem sigorta teminatlarının riskleri büyük ölçüde azalacaktır.

 

 

 

13. Sonuç

 

Özellikle doğal afetlerde, can kaybına meydan verilmemesi ilk önce ve acilen alınması gereken zorunlu önlemlerdir. İstanbul’da beklenen şiddetli bir depremde burun bile kanamasını istemiyorsak, 25 milyar dolar ve 25 seneye değil, sadece 243 milyon dolar ve 1.5 seneye ihtiyaç vardır.  Meselâ, bina stoku 15 000 dolayında olan bir ilçemizde, 300 milyon dolar ve 10 seneye değil , sadece 3.5 milyon dolara ve 6 aya ihtiyaç vardır.

 

Sıfır can kaybı projesinin ana hedefi, adından da anlaşılacağı üzere,  tüm özel sektör ve kamu binalarında, can kaybının önlenmesi ve bu arada doğal bir yan ürün olarak can kaybı beklenmeyen binaların belirlenmesidir. Projenin bu çerçevede değerlendirilmesi başarıyı mümkün kılacak, ülkemiz depremlerden ‘sıfır’ can kaybı ve çok az sayıda yaralı ile çıkarak birçok dünya ülkesine örnek olacaktır. Burada vurgulanmak istenen en önemli husus ise, sıfır can kaybı gibi  önemli bir risk yönetimi projesinin gerçek sahibinin özel sektör değil Devletin ve ilgisi nedeni ile Yerel Yönetimin ta kendisi olduğudur!  Ancak, zaman su gibi akmaktadır. Bu nedenle 1nci derece deprem bölgesinde bulunan tüm illerimizde ve tüm ilçelerimizde ‘sıfır’ can kaybı projesi uygulamalı ve bina tarama işlemlerine hemen başlanmalıdır.

 

 

14. Referanslar

 

 [1]     Tezcan, S.S., (2000),  “Mühendislerimiz  Depreme   Dayanıklı   Değil”,  Hazır  Beton         

          Dergisi, Yıl 7, Sayı 39, s.26-27, İstanbul, Mayıs-Haziran 2000.

 

 [2]     Tezcan, S.S., Kaya, E., Bal İ. E., (2001), “Kocaeli Depreminin 2nci Yıl Dönümünde

          Genel Bir Değerlendirme”, Dünya İnşaat Dergisi, Sayı: 2001-08, s.16- 18, İstanbul,   

          Ağustos 2001. Ayrıca, TİM-SE Dergisi, Sayı: 203, s.10- 15, İstanbul, Ağustos-Eylül.

 

 [3]   “Rapid  Visual Screening of Buildings for Potential Seismic Hazards: A Handbook” 

          ATC-21 Applied Technology Council, 3 Twin Dolphin Drive, Redwood City,    

          California 94065, USA, April, 1988.

 

[4]     Bal, İ., Engin, (2005), “Deprem etkisindeki betonarme binaların göçme riskinin hızlı değerlendirme yöntemleri ile belirlenmesi”, Master Tezi, İnşaat Fakültesi, İTÜ, Temmuz 2005,  <enginbal@hotmail.com>.

 

 [5]    Tezcan, S.S., and Yazıcı, A., “Soft Storey   Dilemma in Earthquake Resistant Design”,

          Report TDV/KT 019-67, Türkiye Deprem Vakfı Yayınları, İTÜ İnşaat Fakültesi Binası,

         <tdv@srv.ins.itu.edu.tr>.

 

 [6]    FEMA 310-  “  Handbook      for      the     Seismic   Evaluation         of    Buildings- A 

         Prestandard ”, Federal Emergency Management Agency, Washington, D.C., January,

         1998.

 

 [7]    Tezcan, S.S. ve Gürsoy M., (2002), “Olası bir depremde sıfır can kaybı projesi”, İnşaat  

          Dünyası Dergisi, Yıl 21, Nisan 202, sayı 228, s. 76-79.

 

 [8]   Bal İ E, Tezcan S S and Gülay F G (2006) “Advanced Applications of the P25 Scoring Method for the Rapid Assessment of RC Buildings”, Proceedings of the 1st ECEES, Geneva, 3-8 September, No : 067.

 
GENEL
Bu Haber (1370) Kez Okunmuştur   
Siteye [31.10.2007] Tarihinde Eklenmiştir  
 
Sayfayı yazıcıya gönder 
   
 
Şantiye Dergisi, Basın Ahlak İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir.